29 Kasım 2019 Cuma

Meme protezi kansere neden olur mu?

Meme büyütme ameliyatını kimler yaptırabilir, meme büyütme ameliyatı kansere neden olur mu gibi birçok sorunun cevabını Estetik Plastik Ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op.Dr.Onurkan İdacı yanıtladı.

PembeNar Özel

Meme büyütme uygulaması

İstenenden küçük göğüslere sahip olmayı kader olmaktan çıkaran meme protezi, uzun yıllardır uygulanan, başarısı ve güvenilirliğiyle kendini ispatlamış oldukça yüz güldürücü bir cerrahi prosedürdür. Hasta adaylarının, akıllarına düştüğü anda yaptırması öğütlenen işlem geç karar verip uygulamayı yaptırmış hastalarda neden daha önce yaptırmadığına dair kesin bir pişmanlık yaratmaktadır. Özellikle gebelik, doğum, emzirme gibi süreçleri atlattıktan sonra yaptırırım diye düşünen hasta adayları hayattan beklentileri ertelenip geciktikçe hayatlarının belki de en güzel yıllarını meme kaynaklı mutsuzluklarla geçirmektedir. Dolayısıyla uzman hekim olarak görüşümüz, meme gelişiminin tamamlandığı ve hasta adayının reşit kabul edildiği yıllardan itibaren uygulanabilen meme büyütme cerrahisinin, hastanın kendisini iyi hissetmesinde ve özgüveninin tesis edilmesinde önemli role sahip olduğu yönündedir.

Özellikle gebelik, doğum, emzirme gibi süreçleri atlattıktan sonra yaptırırım diye düşünen hasta adayları hayattan beklentileri ertelenip geciktikçe hayatlarının belki de en güzel yıllarını meme kaynaklı mutsuzluklarla geçirmektedir. Dolayısıyla uzman hekim olarak görüşümüz, meme gelişiminin tamamlandığı ve hasta adayının reşit kabul edildiği yıllardan itibaren uygulanabilen meme büyütme cerrahisinin, hastanın kendisini iyi hissetmesinde ve özgüveninin tesis edilmesinde önemli role sahip olduğu yönündedir.

Protez uygulaması gebelik, emzirme ya da meme kanseri ile ilgili olumsuzluklara sebep olmamakta, patlama ya da eskime gibi riskler taşımamaktadır. Özellikle genç hastaların en büyük kaygılarından biri gebelik öncesi uygulanan protezin gebelik ve emzirme sırasında nasıl davranacağıdır ki bahsi geçen yaş grubu en çok protez cerrahisi uygulanan gruptur.

Genellikle küçük memeye sahip kadınlarda (Zaten bu operasyon için hedef kitlemizdir) gebelik ve emzirme esnasında memede çok büyük değişiklikler beklenmez. Dolayısıyla protez meme ilişkisi çok fazla etkilenmez. Ayrıca bu tür kaygılarla henüz ne zaman gerçekleşebileceği bile belli olmayan bir hadise için geçirilen yıllar kayıp kabul edilebilir. Meme kanseri ile olan ilişkisine gelince; protez uygulanan hastalara her yaş grubunda protezi olmayan kadınlara meme kontrolü için her ne öneriliyorsa o önerilmektedir. Bunlar elle muayene, USG ve belli bir yaştan sonra da mamografidir. Uzun yıllar ardından hastanın meme dokusundaki yer çekimi vs. sebepli değişikliklerle muhtemel bir takım görüntü problemleri doğarsa protez güvenle çıkarılabilir, değiştirilebilir veya bunlarla birlikte meme dikleştirme işlemi uygulanması yoluna da gidilebilir.

Hastanın vücut yapısı, giyinik ve çıplakken beklentileri ve hekimin yönlendirmesiyle protezin türü ve büyüklüğüne karar verildikten sonra genel anestezi altında, bir saatten daha kısa süren bir işlemle hayal edilen göğüslere sahip olunabilmektedir. Yine hasta tercihi ve hekimin yönlendirmesiyle protezin hangi bölgeden yerleştirileceği ve meme içinde hangi plana konulacağı belirlenir. Genellikle meme alt çizgisinden açılan 3-4 santimetrelik kesilerden yapılan uygulama bu bölgede izin saklanmasına olanak verir. Hastalarımız aynı gün içinde taburcu olabilmekte, kısa bir nekahat dönemi sonrası kolayca günlük hayatlarına dönebilmektedir.

Meme büyütme ameliyatı kimlere yapılabilir?

İstenenden küçük göğüslere sahip olmayı kader olmaktan çıkaran meme protezi, uzun yıllardır uygulanan, başarısı ve güvenilirliğiyle kendini ispatlamış oldukça yüz güldürücü bir cerrahi prosedürdür. Hasta adaylarının, akıllarına düştüğü anda yaptırması öğütlenen işlem geç karar verip uygulamayı yaptırmış hastalarda neden daha önce yaptırmadığına dair kesin bir pişmanlık yaratmaktadır. Özellikle gebelik, doğum, emzirme gibi süreçleri atlattıktan sonra yaptırırım diye düşünen hasta adayları hayattan beklentileri ertelenip geciktikçe hayatlarının belki de en güzel yıllarını meme kaynaklı mutsuzluklarla geçirmektedir. Dolayısıyla uzman hekim olarak görüşümüz, meme gelişiminin tamamlandığı ve hasta adayının reşit kabul edildiği yıllardan itibaren uygulanabilen meme büyütme cerrahisinin, hastanın kendisini iyi hissetmesinde ve özgüveninin tesis edilmesinde önemli role sahip olduğu yönündedir.

Meme büyütme ameliyatı süt vermeyi engeller mi?

Protez uygulaması gebelik, emzirme ya da meme kanseri ile ilgili olumsuzluklara sebep olmamakta, patlama ya da eskime gibi riskler taşımamaktadır. Özellikle genç hastaların en büyük kaygılarından biri gebelik öncesi uygulanan protezin gebelik ve emzirme sırasında nasıl davranacağıdır ki bahsi geçen yaş grubu en çok protez cerrahisi uygulanan gruptur. Genellikle küçük memeye sahip kadınlarda (Zaten bu operasyon için hedef kitlemizdir) gebelik ve emzirme esnasında memede çok büyük değişiklikler beklenmez. Dolayısıyla protez meme ilişkisi çok fazla etkilenmez. Ayrıca bu tür kaygılarla henüz ne zaman gerçekleşebileceği bile belli olmayan bir hadise için geçirilen yıllar kayıp kabul edilebilir.

Meme protezi ile meme kanseri arasında ilişki var mıdır?

Protez uygulanan hastalara her yaş grubunda protezi olmayan kadınlara meme kontrolü için her ne öneriliyorsa o önerilmektedir. Bunlar elle muayene, USG ve belli bir yaştan sonra da mamografidir. Uzun yıllar ardından hastanın meme dokusundaki yer çekimi vs. sebepli değişikliklerle muhtemel bir takım görüntü problemleri doğarsa protez güvenle çıkarılabilir, değiştirilebilir veya bunlarla birlikte meme dikleştirme işlemi uygulanması yoluna da gidilebilir.

Meme büyütme ameliyat süreci ve sonrası

Hastanın vücut yapısı, giyinik ve çıplakken beklentileri ve hekimin yönlendirmesiyle protezin türü ve büyüklüğüne karar verildikten sonra genel anestezi altında, bir saatten daha kısa süren bir işlemle hayal edilen göğüslere sahip olunabilmektedir. Yine hasta tercihi ve hekimin yönlendirmesiyle protezin hangi bölgeden yerleştirileceği ve meme içinde hangi plana konulacağı belirlenir. Genellikle meme alt çizgisinden açılan 3-4 santimetrelik kesilerden yapılan uygulama bu bölgede izin saklanmasına olanak verir. Hastalarımız aynı gün içinde taburcu olabilmekte, kısa bir nekahat dönemi sonrası kolayca günlük hayatlarına dönebilmektedir.

1e3780fabb99449fbb7472c0db94fcf7

En yaygın 12 burun tipi

Burun, yüzün dudakları, yanak ve gözlerle ilişkide olması nedeniyle estetik algımızın oluşmasında önemli bir yer tutar. Bu yüzden fabrika yapımı bir burun değil, yüzünüze uyan burun tipini tercih etmelisiniz.

Nasıl bir burun istiyorsunuz? Romalı mı, Yunan mı, kalkık burun mu? Estetik Cerrah Op. Alper Mete Uğurlu, en yaygın 12 burun şekli hakkında şu bilgiyi verdi:

Kalkık burun

Ünlü burnu da denir, tam olarak sahip olmak istediğiniz burundur. Burun kemerinde bir çukur ve burun ucunda hafif bir yuvarlaklık vardır. Emma Stone gibi ünlüler bu burun tipinin daha da çok tercih edilmesine yol açtılar. Plastik cerrahlara burun biçimlendirme ameliyatı için bilişim sistemi.

Michael Jackson'ın burun plastik cerrahisinde olduğu gibi aşırıya kaçabilir, ancak bu tür anomalilere rağmen üst düzey işlemeli rinoplasti cerrahları ünlü burnu sanatında son derece ustanın olmuşudur. Emma Stone gibi, İngiliz Aktris Carey Muligan'ın da kalkık burnu meşhurdur. İnsanların yaklaşık yüzde 13'ü, bu tip buruna sahiptir.

Romalı burnu

Yunan burnuna daha az benzer olan Romalı burnu, eski Roma heykelleri yüzlerin çoğunda görüldüğü için bu vardır. Romalı burnu, yüzde biri doğru ilerleyen hafif kavisli yapısı ile kendini gösterir. Gösterişli burun kemeri hafif çıkıntılı ya da eğiktir.

Bu Avrupalı Romalı burnu taşıyan ünlüler arasında Ryan Gosling ve Tom Cruise gösterilebilir. Romalı burnu taşımaktadır.

Eğri burun

Bu burun tipi, dipte az ya da çok bir eğrilikle beraber kırık bir dış görünüşe sahiptir. Burun estetiği (rinoplasti) için en çok talep edilen şey Barbra Streisand'ın gençlik yıllarında burnunda da göze çarpan bir eğrilik vardı, ancak daha sonra rinoplasti ile bunu düzelttirdi.

Hokka burun

Kimi zaman, Aktris Helen Mirren'in burnuna atfen "Mirren" olarak da adlandırılır. Keskin hatlı, ince ve sivri bir görünüme sahiptir. "Mirren", küçük, düzgün ve eğimli siluet, hafif kalkık bir burun ucu ile son bulur.

Daha yumuşak ve yuvarlak hatlı ''ünlü burnu''ndan keskin görünüşü ile ayrılır.

Kartal burun

Burun kemeri göze çarpacak şekilde ve eğridir, adını kartal ve diğer yırtıcı kuşların eğik gagdikten sonra. Kartal burnu, gaga burun ya da şahin burnu diye bildin ve de bilinir ve güçlü profili olan yüzlere göre değer değer bir özellik katar.

Adrien Brody, Barbra Streisand'ın da aralarında olduğu sırada ünlüler kartal burunları ile tanınırlar. İnsanların yüzde 4.9'u kartal burunludur.

Yunan burnu

"Düz burun" olarak da adlandırılan bu burun tipi, çarpık burunlu bizlerin büyük kıskançlığını da çeker diyebiliriz. Bu tür burunlar üzerinde değer ayarlanmış düzgün burun köprüsü ile göze çarpar. Hiçbiri çıkıntı, girinti, çarpıklık bulunmaz ve adını yüzyıllarca önce yaptım Yunan tanrılarının kusursuz şekilde düzgün olan heykellerin burunlarından alıyorlar.

Yunan burnuna sahip olan bir ünlü olarak Jennifer Aniston'ı gösterebiliriz. Baba tarafından ikinci nesil Yunanlı olan Jennifer Aniston'ın babası Yunan asıllı aktör John Aniston da taşıdığı Yunan burnu ile dikkat çekiyor. Prenses Kate Middleton da Yunan burnu için iyi bir örnektir. İnsanların sadece yüzde 3'ünde Yunan burnu vardır.

Nübyan burnu (Kuzey Afrikalı burnu)

Uzun bir burun kemiği ve genişçe burun kanatları Nübyan burnu adı verilen ve bu tip buruna Afrika kökenlilerde rastlanır. Nübyan burnu olanlarda, burun kanatlarını daralttırmak içinplastik cerrahiye başvuruyorlar.

Beyonce, Gabrielle Union ve Michael Ealy gibi Nübyan tipi burunların düzeltilmesi mümkün düşünsek de.

Doğu Asya burnu

Ülkeden ülkeye değişse de Doğu Asya burnu, küt uçlu, ince ve düz şekil ile ayırt edebilirsiniz ve Doğu Asya ülkelerinden gelenlerde de en yaygın görüntüler burun tipidir.

Nixon burnu

ABD'nin 37. Başkanı Nixon'ın burnunun ikonik planı dağdığı için adını ondan alan bu burun şekli, en az rastlanan burun tipidir.

Bu çıkıntılı burun tipi, ucu genişleyen aşağı doğru kıvrılan düz bir burun kemiği ile ayırt edilir. Nüfusun yüzde birinden daha az bir yerde Nixon burnu olduğu belirtilir.

Soğan tipi burun

Nüfusun yüzde 0.5'inden az bir bölümü, yuvarlak eğimli ucu ile bir doğru soğanımsı bir görünümü olan, burun ucunda yuvarlak bir siluete sahip olan burun tipine sahiptir.

Bu kitap buruna sahip en ünlü kişilere örnek olarak Bill Clinton ve Avustralyalı aktör Leo McKern. Bu dilim şeklindeki burun derinliği çizgi film ve çizgi filmlerde abartılı şekilde kullanılır.

Karma tipte burunlar

Teknik olarak başlı başına özel bir şekil olmasa da karma tipte burun, çeşitli burun tiplerini farklı bir silüet altında toplar. Dikkatinizi çekmiş, bazı ünlüler burun karakterleri anlatılırken iki farklı grupta yer alıyor. Bu da zengin ve bilinen burun şekillerini tek bir kategoriye yerleştirmenin gerekliliği bilgisini.

Barbra Streisand, rinoplastiden önce eğri burun ile kartal burnun bir arada insanlar için iyi bir örnektir. Karma tipte burnu olan insanlar kar tanesi gibidir, aynısından bir tane daha bulmak imkansıza yakındır.

Etli burun

Tipik bir şekilde etli burun, geniş bir doğru çıkmış görünümü ile anlaşılır. Kemikli değil de etli ve yağlı bir yapısı vardır, sevimli görünebilir. Albert Einstein'ın yanı sıra Prens Philip ve Mark Ruffalo gibi pek çok ünlü de etli buruna sahiptir.

En çok tercih edilen burun tipleri

Romalı burnu, kalkık burun ve Yunan burnu

d2d89cb5369a43afa9d9606e34733dea

27 Kasım 2019 Çarşamba

Sınav öncesi yapılması gerekenler

Her insan hayatında muhakkak sınavlarla karşılamıştır. Okul öncesi sınavlar, okul sonrası sınavlar neredeyse hayatımızın bir parçası haline gelmiş durumda. Özellikle öğrencilerin eğitim hayatı boyunca girdiği sınavlar strese ve beraberinde çeşitli sorunlara neden olabilir. Sınavda başarınızı en yüksek seviyede tutmanızı sağlayacak önerileri uzmanlarımızdan alıp, sizler için derleyip bir araya getirdik. İşte sınav öncesi mutlaka yapılması gerekenler…

Serpil Dokurel - PembeNar Özel

Sınav öncesi dikkati toplamanın yolları ve sınav stresini azaltan teknikleri Uzman Psikolog Naciye Tokaç açıkladı;

Kişinin "ne kadar çalışırsam çalışayım başarılı olmama yetmeyecek, ben başaramam, çalışsam da anlayamıyorum, sınavda tüm bildiklerimi unutacağım, ya bu sınavı kazanamazsam, başka şansım yok, bu sınav hayatımın dönüm noktası başarısız olursam ben mahvolurum" gibi olumsuz içerikli zihinsel düşüncelerinin sonucunda kişide hem bedensel hem de zihinsel belirtiler şeklinde kaygı belirtileri gözlenir.

Sınav gününe kadar bedensel kaygı belirtilerini düzenleme konusunda beceri geliştirmenizi öneririm. Bunun için bedensel gevşeme egzersizlerini öğrenebilir ve her gün uygulayabilirsiniz. Ayrıca kaygı anında değişen nefes alış veriş düzeyini düzenlemek için basitçe bir çiçeğin kokusunu almak ister gibi burundan nefes alın, ağızdan daha yavaş verme şeklinde nefesinizi düzenleyin. Nefesinizi tamamen boşalttığınızda karın ve ciğerlerinizin rahatladığını, omuzlarınızın rahatladığını hissedeceksiniz. Bu nefes egzersizini sınava girdiğiniz anda eğer heyecanlandığınızı hissederseniz uygulayabilirsiniz. Heyecanınızı yatıştırmadan sınava devam etmeyin. Nefes egzersizi, bedeninizi gevşetme, zihinsel olumsuz düşünceler yerine işinize yarayacak gerçekçi, pozitif düşünceler aklınızdan geçirin ve sonra sınava devam edin.

Daha önce örneklerini verdiğim olumsuz düşünceleriniz ile nasıl baş edeceğinizi, nasıl daha gerçekçi ve pozitif düşüneceğinizden bahsedecek olursak; bu tamamen sizin kendi gerçeğinizle ilgili bir durum. Aslında hatırlamanız gereken yine kendi gerçeğiniz. Kendi gerçeğiniz diyerek kastettiğim ise; sınav anına kadar sergilediğiniz performansınız, çalışmanız, geçmiş başarılarınız, anlama ve uygulama kapasiteniz, kendinize saygınız ve sevginiz ile ilgili bakış açınızdır. Her şeyde olduğu gibi sınav konusunda da öncelikle kendini sevmekle başlamalısınız. Kendinizi sevmezseniz başarıyı hak ettiğinizi düşünmezsiniz, yapabileceğinize inanamazsınız. Kişi her ne koşulda olursa olsun başardığında da başarısız olduğunda da kendisini severek kucaklayabiliyorsa o zaman kendine inanır. Kendisine inanan insanın kendine saygısı artar, kendine saygı duyan insan ise bu saygıya uygun çalışma performansı gösterir.

İşte burada hatırlamanız gereken çalışmanızdır. Bu güne kadar elinizden geldiği kadar çalıştığınıza inanıyorsanız kaygınız da o oranda azalacaktır. Sınava hazırlanan bir kişi ne kadar çalışırsa çalışsın yeterli olmayacak gibi hissedebilir. Bunda haklı da olabilir. Ancak unutmayalım ki çalışmanın da bir kapasitesi vardır. Fazla tekrar bilgilerinizin karışmasını sağlayacaktır. Önemli olan anlayarak, kavrayarak ve konuyu geçiştirmeden çalışabilmiş olmaktır.

En önemlisi elinizden geldiği kadar çalıştığınıza inanmak ve kendine güvenmek. Tüm sınav kaygısı sürecinin üstesinden gelecek ve hepsini kapsayan konu ise; kendine güvenmektir. Daha önce bahsettiğim olumsuz zihinsel düşünceler yerine "elimden geldiği kadar çalıştım, başaracağıma inanıyorum, sınavda ne yapmam gerektiğini biliyorum bunun için hazırlandım, sınavı kazanıp kazanamayacağımı bilmiyorum ve bunu şimdi düşünmeme gerek yok, bu sınavda elimden geleni yapmaya çalışacağım" gibi gerçekçi/pozitif düşünceleri daha sınava girmeden önce zihninizde olumsuz düşüncelerinizin yerine geçirin. Gerçekçi ve pozitif düşünmeniz sınavda yapabilecekleriniz hakkında kendinize güvenmenize destek olacaktır.

Sınava girecek kişilerin ailelerine önerilerde bulunmam gerekirse; ailenin endişeli olmaması, sınava girecek kişiye puan kısıtlaması, zorunluluklar gibi mecburiyetler öne sürmemesi, diğer kişiler ile kıyaslamaya gidilmemesi çünkü herkesin performansı aynı hayatları gibi farklıdır, sınava girecek kişiyi dinlemesi ve her koşulda onu kabul ettiğini hissettirmesi önemlidir.

Sınav kaygısının belirtileri nelerdir?

Yrd.Doç.Dr.Rıdvan Üney Konu Hakkında Bilgiler Verdi.

Sınav kaygısı arttıkça kişide, gerginlik, sinirlilik, dikkat sorunları, konsantrasyon sorunları, uykuda azalma, uykuda artma, uykuya dalmada güçlük, sabah kalkmak istememe, kilo artışı ya da iştahsızlık, ağlamalar, alınganlık, çabuk parlama, moral bozukluğu, aşırı endişeler, tedirginlik, iç sıkıntısı görülebilir.

Başarıda düşme, deneme sınavlarında performansta gerileme, ders çalışma isteğinde azalma, dersin başında kalınan sürede azalma görülür.

Neler sınav kaygısına neden olabilir?

Sınav kaygısının içsel ve dışsal nedenleri olabilir

İçsel nedenler daha çok kişiyle ilgilidir, kişilik özellikleri ve psikolojik sorunlar(depresyon, endişe bozukluğu, dikkat eksikliği) kaygıyı artırabilir. Dışsal sorunlar ise ailenin tutumu, arkadaşların olumsuz davranışları, okulda ya da dershanede aşırı beklentiler, sınavın zor olacağı ile ilgili konuşmalar, sınavla ilgili spekülasyonlardır.

"Bu bilgiler çok saçma ve gereksiz, ne zaman işime yarayacak?" "Sınav sistemi çok saçma, başarıyı ölçmüyor", "Bu konuları anlamadığıma göre aptalım galiba", "Deneme sınavlarım bile çok kötü, sınavda ne yapacağım" "Kazanamayacağım galiba", "Çok fazla konu var ne yapacağım" düşünceleri, kişiyi olumsuz etkiler.

Sınav kaygısıyla nasıl baş edilir?

Tabi ki sınav insanın hayattaki başarısını, kişiliğini değerlendirmez. Sadece sınava ne kadar çalıştığını ve bunun ne kadarını sınava aktarabildiğini ölçer. Bunu hayati bir durum olarak algılamak, sınavın ağırlık yükünü artırır. Ayrıca kişi bir meslek edinmek için okuyacaksa, belki aynı bölümün daha düşük puanlı yerlerini tercih edebilir. Önemli olan istediği bölümdür, hangi okul değil.

Sınav stresiyle baş edebilmek için mutlaka dinlenmenize dikkat etmeniz gerekir. Bu bir maraton yani uzun koşudur, bu nedenle eğer yeterince dinlenmezseniz enerjiniz tükenir. Stresle başa çıkmanın bir yolu da hafif egzersizlerdir. Örneğin kısa yürüyüşler iyi gelecektir. Sınava girecek kişi daha önce başarılı olduğu sınavlarda soruları nasıl yanıtladığını hatırlar ve hayal ederse mutlaka faydası gelir. Nefes egzersizleri, gevşeme egzersizleri oldukça etkin baş etme yollarıdır.

Mutlaka yemek düzenine dikkat etmek gerekir, taze sebze ve meyve her zaman iyi gelir. Uyku mutlaka iyi alınmalı.

Kaygıyla baş etmede bir diğer yöntem, kaygıyla yüzleşmektir. Sporcular maçlardan önce hem kuvvetlenme ve taktik hem de maç antrenmanı yaparlar. Bu sporcuları gerçek müsabaka ortamındaki baş etme kabiliyetlerini geliştirir. Buradan hareketle

deneme sınavlarını bolca yapmak gerçekten önemlidir. Denem sınavları kişiye süre kullanma, yapamadığı sorularda gereksiz zaman kayıplarını görme, yapamadığı soru olursa morali bozulmadan devam edebilme yeteneklerini geliştirir.

Bu da esasen baş etme yolunu öğrenmedir. Deneme sınavı sonucundan daha çok neyi nasıl yapacağını öğrenmeyi sağlar. Yapılan deneme sınavları gerçektekine benzer olmalıdır. Sınavda giyeceği kıyafetle, sınavdaki gibi tuvalete gitmeden, kimseyle konuşmadan, sınavla aynı saate ve aynı sürede deneme sınavı yapmak, kişiye yapay bir sınav ortamında gerçekçi bir ortam yaratır. Bu yaratılmış koşullarda kişinin durumla yüzleşmesini sağlar.

Bütün bunlara rağmen sınav kaygısı devam ediyorsa, mutlaka bir yardım alın.

Sınav öncesi zihni açan besinleri Uzman Diyetisyen Şebnem Kandıralı Yıldırım açıkladı;

Yediklerinizin ve içtiklerinizin sınav performansınızı etkileyebileceğini biliyor muydunuz? Uzun bir sınav süreci, dayanıklılığın kritik olduğu mental bir maraton gibidir. Bu stresli zaman diliminde sağlıklı beslenme alışkanlığı takibi önemlidir. Doğru yiyecek ve içecekler sisteminize enerji vermekle kalmaz, uyanıklığınızı arttırır ve uzun sınav süresince sizi destekler. Yanlış besin seçimleri ise sizi halsiz, dengesiz ve tükenmiş hissettirir.

Avokado:

Kan şekeri seviyenizi doğru aralıkta tutmaya fayda sağlayan tekli doymamış yağ asitlerinden zengindir. K vitamini ve folat içerdiğinden hem belleği hem de konsantrasyonu artırabilir ve hatta kan pıhtılarının önlenmesine yardımcı olarak felçlere karşı koruyabilir. Ayrıca vücudunuzda depolanmayan ve günlük olarak yenilenmeleri gereken B ve C vitaminleri bakımından da zengindir.

Berrie grubu meyveler:

Renkli kırmızı-mor meyveler, özellikle yaban mersini C ve K vitaminleriyle doludur. Yüksek gallik asit seviyeleri nedeniyle yaban mersini özellikle beyinimizi dejenerasyon ve stresten korumakta iyidir. Aynı grupta yer alan çilek, böğürtlen, siyah frenk üzümü ve kara dutta tercih edilebilir.

Yapraklı yeşiller:

Ispanak, brokoli, kale bitkisi, pazı ve şalgam yeşillikleri, iltihapla savaşmaya ve kemikleri sağlam tutmaya yardımcı olmak için A ve K vitaminleriyle doludur. Yeşil yapraklı sebzeleri yiyen bireyler, sebze yemeyenlere göre daha yavaş zihinsel bozulma yaşarlar.

Bitter çikolata:

Beyine ve kalbe kan akışını artırabilen ve kan basıncını düşürmeye yardımcı olabilecek flavonoidlerle doludur. Çikolata ne kadar koyu olursa, o kadar çok sağlık yararı yakalarsınız.

Yumurta:

Beyinin düzgün çalışması, gelişmesi ve ruh halinin düzenlenmesi için önemli olan çeşitli B vitaminleri ve kolinden oluşan zengin bir kaynaktır.

Kemik Suyu:

Bağışıklık sisteminizi güçlendirir, bağırsaklarınızı ve beyninizi iyileştirir. Kemiklerdeki kollajen bağırsak iltihabını azaltmaya yardımcı olur ve prolin ve glisin gibi amino asitleri bağışıklık sisteminizin çalışmasını arttırır ve hafızayı iyileştirmeye yardımcı olur.

Sızma zeytinyağı:

İçindeki polifenoller öğrenme ve hafızayı geliştirebilir ve hatta yaş ve hastalıklarla ilgili değişiklikleri tersine çevirdiği düşünülür. Sızma zeytinyağı şişeden doğrudan çıkarıldığında en faydalı olanıdır, çünkü yüksek ısı onu hidrojenize eder ve bozar.

Biberiye:

Biberiye yağı, beyninizi kimyasal madde içermeyen radikallere karşı korumaya yardımcı olan karnosik asit içerir. Ayrıca, yüksek antioksidanlar ve anti inflamatuar özellikler ile görüşünüzü korur. Bu esansiyel yağın zihinsel aktiviteyi artırma ve hatta saç uzamasını teşvik etme kabiliyetine sahip olduğu bilinmektedir.

Yağlı Balıklar (somon, uskumru, ton, alabalık, sardalya):

İçerdiği Omega-3 yağ asitleri sebebiyle aklınızı temiz tutmaya ve hafızayı geliştirmeye yardımcıdır. Çocukların odaklarını artırarak hiperaktiviteyi önlemeye yardımcı olmaları için bile tavsiye edilmektedir. Yabani avlanan somon balığı en iyisidir, çünkü çiftliklerde yetiştirilenlerde civa ve diğer toksinler daha yüksek olabilmektedir.

Ceviz:

Beyine benzeyen şekli ile bilişsel sağlığınızı iyileştirebilir. Zihinsel uyanıklığı artırmak için yüksek düzeyde antioksidanlar, vitaminler ve mineraller içerir ve içeriğindeki E vitamini Alzheimer hastalığının önlenmesine yardımcı olabilir.

Kabak Çekirdeği:

Bakır, demir, magnezyum ve çinko gibi beyin fonksiyonları için önemli olan birçok mikro besin bakımından zengindir.

Zerdeçal:

Kurkumin içermesi onu en güçlü ve doğal anti inflamatuarlardan biri yapar. Zerdeçal ayrıca, antioksidan seviyelerini artırmaya yardımcı olur ve beyinin oksijen alımını arttırırken ve sizi uyarırken bağışıklık sisteminizi sağlıklı tutar.

Kahve: Uyanıklığı, konsantrasyonu ve ruh halini artırmaya yardımcı olur. Ayrıca içerdiği kafein ve antioksidanları sayesinde Alzheimer'a karşı bir koruma sağlayabilir.

Yeşil çay:

Beyninizi desteklemek ve hafızayı geliştirmek için mükemmel bir içecektir. Kafein içeriği uyanıklığı arttırırken, antioksidanları beyni korur ve L-theanine rahatlamanıza yardımcı olur.

fa8d9fe99494407ab9a15cc31ebdf2b3

Kocamla/Karımla çocuktan önce - çocuktan sonra

Bebeğiniz olduktan sonra karı koca olarak hayatınızda çok şey değişiyor. Hobileriniz, uyku düzeniniz, yeme içme alışkanlıklarınız, hedefler, hayaller, beklentiler, cinsel yaşam, sosyal faaliyetler...

ebc1773a8aa041608a425d94174693f7

Dilara Koçak’tan iki yeni lezzet daha!

Starbucks Mutfak konsepti için Beslenme Uzmanı Dilara Koçak ile özel bir menü hazırlayan Starbucks, yepyeni iki fit lezzeti sevenleriyle buluşturuyor; Hurmalı Fit Brownie ve Fit Mozaik Pasta...

Her zaman misafirlerine kaliteli ve lezzetli yiyecek alternatifleri sunan Starbucks, hafif ve düşük kalorili seçeneklerin yer aldığı Starbucks Fit Menü'de zengin içeriğe sahip, bol lifli, yüksek proteinli, düşük kalorili, Vejetaryen ve Glutensiz alternatifli iki yeni lezzet daha ekliyor. Menüye eklenen Hurmalı Fit Brownie ve Fit Mozaik Pasta, kaliteli ve besleyici olduğu kadar hafif seçenekler arayan ve tükettiği ürünlerin içeriğine dikkat eden misafirlerini bekliyor.

'Starbucks Mutfak'ın Fit Menüsü'ne eklenen sağlıklı ve hafif tatlı atıştırmalıklardan, Dilara Koçak'ın özel tarifleri, hurma püresi, keçiboynuzu unu ve cevizle hazırlanan Hurmalı Fit Brownie tatlı ihtiyacını en masum şekilde karşılıyor. Fit Mozaik Pasta ise üzeri yulaf, pirinç patlağı, fındık ve cevizle kaplı; hurma, pekmez, kakao ve bademle hazırlanarak yeni yıla fit girmek isteyenlerin bir numaralı tercihi olacak.

Büyük ilgi gören ve Dilara Koçak imzası taşıyan Fit Menü'de hafif ve düşük kalorili salatalardan wraplere ve tatlılara kadar birçok seçenek yer alıyor.

1c10f82d3a41443cbaebb5d0da2a60cf

Gömlekleri bu yöntemlerle hızlıca katlayın!

Kıyafetler arasında zor katlanan gömlekleri rekor sürede katlayabilir ve zaman kazanabilirsiniz. Paylaştığımız ipuçları ve yöntemler sayesinde gömleklerinizi düzgün bir şekilde katlamak için giyinme konusunda dehaya sahip olmanın gereksiz olduğunu göreceksiniz. İşte o yöntemler...

Birinci yöntem

Gömleklerinizi rekor sürede katlamak için kullanabileceğiniz ilk teknik, özellikle kısa kollular için faydalıdır.Gömleğin omuz ve boyun kısmının arasındaki orta noktadan bir elinizle tutun. Diğer elinizi kullanarak gömleğin ortasına doğru düz bir çizgide gidin ve orada kalın. Sonra gömleğin üst kısmını tutan eli, diğer eli oynatmadan gömleğin alt kısmına getirin. Bu hareketi yaparken de yine düz bir çizgi çizmelisiniz.

En zor adım budur: Ellerinizle bir çapraz yapın. Önce, henüz hareket ettirdiğiniz elinizle üst tarafta ilk tuttuğunuz noktayı ve alt kısımdaki son tuttuğunuz noktayı aynı anda tutun. İşte o anda diğer elin üzerinden tekrar çapraz yapın ve kırışıklıkları düzeltin. Son hareketi yaparken hep gömleğin ortasında duran elinizi açın. Sonrasında geriye yapmanız gereken tek bir katlama hareketi kalır. Katlanmış gömleğiniz hazır!


İkinci yöntem

Başlarken gömleği düz bir yüzeye yüz üstü olacak şekilde serin.Sonra boynun yakınından başlayarak kollardan birini katlayın ve neredeyse diğer kolu örtecek noktaya gelecek şekilde yerleştirin. Gömleğin üçte biri düz bir çizgide katlanmış olmalı. Sonra katlamanın başladığı omuz kısmındaki nokta ile katlanan kolun koltuk altı arasında düz bir çizgi çizin.

Bu bölümden başlayarak kol manşetini gömleğin alt kısmına doğru getirin. Sonra diğer kolla da aynı adımı tekrarlayın. Son iki adım gömleğin alt kısmında küçük bir katlama yapmaktan oluşur. İkiye katlayarak katlama işlemini sonlandırın.


Üçüncü yöntem

Tatile giderken tüm gömlekler bir bavulun içine kolay kolay sığmayabilir.Sakin olun. Gömleklerinizi rekor sürede katlamak için başvurabileceğiniz yöntemlerin yanında onları bavula koymak üzere nasıl hazır hale getirebileceğinizden de bahsedeceğiz.

İlk adım gömleği ikiye katlamaktır. Bunu yapabilmek için gömleği kenarlarının aşağıda kalan kısımlarından tutun ve gömleğin kolunu çapraz şekilde diğer tarafa alın. Sonra kolu ikinci yöntemde de bahsettiğimiz gibi aşağıya getirin. Diğer kolla da bir önceki adımı tekrarlayın. Önceki adımların uygulanmasından sonra gömlek dar bir dikdörtgen gibi görünüyor olmalıdır.


Bu noktadan başlayıp, her bir kat için kol genişliğini ölçü olarak kullanın. Gömleğin alt kısmından başlayarak katlayın. Bitirdiğinizde gömlek yarı-yuvarlanmış bir halde olmalıdır. Bu yöntemin bolca yer tasarrufu yapmanızı sağlayacağından hiç şüphemiz yok!


f970abf10854451f80a6f85168eb03b5

Her diyabetlinin hikayesi birbirinden farklı

Sanofi, toplumda diyabet bilincini artırmak amacıyla 14 Kasım Dünya Diyabet Günü çerçevesinde Ankara ve İstanbul'da iki önemli etkinliğe imza atıyor. Diyabet hastalığı konusunda 14 Kasım'da Okulda Diyabet Programı ile öğrenciler, 15 Kasım'da ise Evimizin Sağlık Elçileri projesi kapsamında anneler bilinçlendirilecek

Sanofi, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü'nde destek verdiği Evimizin Sağlık Elçileri ve Okulda Diyabet Programı kapsamında biri Ankara biri İstanbul'da olmak üzere iki etkinliğe imza atıyor.

Halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diyabet, şekeri düzenleyen insülin hormonu yeterli düzeyde salgılanmadığında ve salgılanan insülinin hücreler tarafından kullanılamadığında oluşan ve yaşam boyu devam eden kronik bir hastalık. Son araştırmalara göre dünyada 425 milyon, Türkiye'de ise yaklaşık 7,2 milyon diyabet hastası bulunuyor ancak bu hastalardan sadece 5,6 milyonu tedavi görüyor. Türkiye'de her 8 kişiden 1'inde diyabet görülürken tanısı konulmamış 2,7 milyon diyabetli olduğu tahmin ediliyor.

Okulda Diyabet Programı çocuklarda diyabete dikkat çekecek

14 Kasım Dünya Diyabet Günü'nde Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı tarafından Sanofi Türkiye'nin desteğiyle yürütülen "Okulda Diyabet Programı" kapsamında, İstanbul'da Halkalı Bilim Koleji'nde Prof.Dr. Şükrü Hatun tarafından öğrenciler başta olmak üzere aileler ve öğretmenlere diyabet konusunda eğitim verilecek.

Eğitimde, diyabet belirtisi olan çocuklarda erken teşhisin ve diyabet teşhisi konmuş çocukların yaşam kalitelerini artırmak için öğretmen ve aileler arasındaki yakın iş birliğinin önemi vurgulanacak.

Evimizin Sağlık Elçileri aileleri diyabet konusunda bilinçlendiriyor

Sanofi Türkiye'nin desteğiyle Çaba Derneği'nin hayata geçirdiği Evimizin Sağlık Elçileri de diyabet konusunda farkındalığın artırılması amacıyla Dünya Diyabet Günü kapsamında özel bir etkinliğe imza atıyor. Tüm annelerin aile sağlığı, hastalıklardan korunma gibi konularda doğru bilgi sahibi olmalarını, sağlık okur yazarlığında seçiciliklerini artırmayı hedefleyen Evimizin Sağlık Elçileri, bu defa kapsamlı bir programla Ankara'da sahne alacak.

Evimizin Sağlık Elçileri, 15 Kasım Cuma günü, Çankaya Belediyesi Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Merkezi'nde, Gazeteci Balçiçek İlter'in moderatörlüğünde; oyuncular Nilgün Belgün, Hamdi Alkan ve sosyal medyada Mavi Anne adı ile tanınan Fatma Erdem konukluğuyla ve Dr. Özlem Cankurtaran, Prof.Dr. Duygu Yazgan Aksoy, ÇABA Derneği yönetim kurulu ve gönüllüleri ve Sanofi yöneticilerinin katılımı ile diyabet ile ilgili önemli bilgiler verecekleri toplantıda bir araya geliyor.

b239ed1a0cff4fe4bbb7965389cb0fc0

Bahis bağımlılığı için en büyük tehlike: Canlı bahis

Ülkemizde bağımlılık alanındaki çalışmaları ile tanınan Psikiyatrist Prof. Dr. Kültegin Ögel, online kumar oynama popülaritesinin son 10 yılda belirgin bir şekilde arttığını ve önümüzdeki yıllarda da büyümeye devam edeceğini belirtiyor.

Bahis bağımlılığı nedir?

Kumar, küresel düzeyde giderek artarken beraberinde bireysel ve toplumsal düzeyde ekonomik, sağlık ve sosyal sorunları da getirmektedir. Teknolojik gelişmeler kumarın oynandığı platformları değiştirmiş ve kumarı online bir aktivite haline getirmiştir. Online kumar pazarı kumarhaneler ve bahis dükkanları gibi kara tabanlı kumardan daha hızlı bir şekilde yılda %10 büyümektedir.

Canlı bahis nedir?

Uzm. Psikolog, Bağımlılık Danışmanı Kinyas Tekin; canlı bahis ile ilgili şunları ifade etti;

"Canlı bahis, başlamış ancak henüz bitmemiş bir etkinliğe yapılan bahis anlamına geliyor. Canlı bahiste kumarbazlar, bir etkinlik başladıktan sonra bahis oynamaya devam etme seçeneğine sahiptir ve bahisçiler, bahis oranlarını etkinliğin ilerlemesine bağlı olarak uyarlama seçeneğine sahiptir."

Tekin'e göre canlı bahis sayesinde, spor başladıktan sonra; kim gol atar, kaç gol farkı olur, topu taca kim atar, korner kimin olur, hangi kartı kim alır, hangi dakikalar arasında gol olur, toplam kaç gol olur, toplam korner sayısı, oynama yüzdesi, şu dakikalar arasında beraberlik tahmini, karşılıklı gol var / yok, ilk yarı sonuçları, tek maça oynama, tehlikeli atak, isabetli şut sayısı, kaç skorla biter gibi çok farklı seçeneğe ve kişinin her an bahis yapmasına olanak sağladığı için riskler teşkil ettiğini belirtti. Bununla beraber müsabaka içinde bu seçeneklere yapılan bahis oranları sürekli değişmekte ve karşılaşma sonuna doğru bahisler gittikçe artmaktadır. Canlı bahis ile yaratılan bu dinamik yapı sayesinde kişi sürekli bahis oynamaya devam edebilmektedir.

Canlı bahis neden tehlikedir?

Prof. Dr. Kültegin Ögel, canlı bahisin tehlikelerini şu şekilde ifade etmektedir;

"Canlı bahiste hissetme veya sezgilerin daha çok kazandıracağı iddia edilir. Oysa bahis bağımlılığında hisler ve sezgiler bahis sonuçlarını etkilememektedir. Aksine canlı bahiste bu kadar çok değişkenin olması kişinin karar verme süreçlerini olumsuz etkilemekte ve daha fazla kaybetmesine neden olmaktadır.

Canlı bahis sayesinde müsabaka başında bahis yapmak yerine başladıktan sonra gidişata göre bahis yapmanın bir avantaj olabileceği iddia edilir. Bahis bağımlılığında unutulmaması gereken bir faktörde beynin zamanla bahis yapılan para miktarına ve süreye tolerans geliştirmesidir. Bu nedenle bahis yapan kişiler giderek daha yüksek miktarda para ve daha kısa sürede sonuç alabileceği bahisler yapıyor olacak. Kayıpların daha fazla olmasına neden olabilir.

Canlı bahis ile daha fazla eğlence sunduğu iddia edilmektedir, oysa bahis oynarken beynin sürekli heyecan yaşaması bağımlılığa yatkınlığı arttırmaktadır. Çünkü bağımlılık nöroadaptasyon ile oluşan bir hastalıktır. Bahis bağımlılığında önemli sorunlardan biri olan "oynamaya devam edersem şansın bana döneceği" şeklindeki düşünce hataları için sürekli bahis yapacak seçeneklerin olması yüksek risk oluşturmaktadır."

Canlı bahis nasıl cazip hale getiriliyor?

Online bahis oynatan siteler çeşitli promosyonlarla ve manipülasyonlarla bahis oynayan kişileri sürekli oyunda tutmaya çalışmaktadır. En sık kullanılan yöntemler, ücretsiz bonuslar, daha iyi bahis teklifleri, zaman sınırlı teklifler, kazanılan miktarı hemen çekme teklifleri, bahiste kalmaya yönelik kumar reklamları ve bildirimler, kazanacağını düşündürme, bunun için tetikleme ve teşvik etme, planlanandan daha fazla harcama yapma ve kumardan uzak durmayı baltalama gibi teknik ve manipülasyonlar kullanmaktadırlar.

Bağımlılık Danışmanı Sayın Tekin'e göre; kişinin finansal destek bulma arayışı devam ederken tehlikeler de artmaktadır. Çeşitli uygulamalarla (app) kumar veya canlı bahis oynatan bazı kişilerin sunduğu finansal destekler devreye girdiğinde kişi içinden çıkılmaz bir girdaba girmiş olmaktadır. Bahisçi adına açılan hesap sayesinde kişi istediği kadar bahis oynayabilmektedir. Haftalık ödemeler şeklinde kişinin ödeme yapması beklenmekte ve ödeme gelmediğinde çeşitli yaptırımlar devreye girmektedir. Tefecilere olan borcun ödenmediği her hafta katlanması ödemeyi daha da zorlaştırmaktadır. Gelmeyen ödemeler ikinci aşamada aileden bahisçiyi tehdit etme yoluyla alınmaya çalışılmaktadır. Aile ödeme yapamadığında bahisçiye karşı fiziksel şiddetle başlayan ve silahla yaralamaya kadar giden bir süreç izlenebilmektedir. Bir şekilde yapılan ödemeler sonrası bahisçiye aynı olanaklar yine sağlanmakta ve kısır döngü devam etmektedir.

Ne yapılmalıdır?

Uzm. Psikolog, Bağımlılık Danışmanı Kinyas Tekin, neler yapılması gerektiği ile ilgili şunları ifade etmiştir;

Kumarın her türünün risk teşkil ettiği bilinmelidir. Kumar türleri içinde canlı bahis sunduğu sürekli ve çeşitli seçeneklerle kumar bağımlılığı için daha büyük riskler teşkil etmektedir. Canlı bahis bu özellikleri bilinerek oynanmalı ve problem yaratmaya başladığında destek alınmalıdır. Bahis, bağımlılık aşamasında ise profesyonel bir ekipten destek alınmalıdır. Kişi, aile ve tedavi ekibi koordine bir şekilde çalışarak bahis bağımlılığından kurtulmanızı sağlayabilir. Tek başınıza bu sorunla baş etmeye çalışmanız problemlerin artmasına neden olabilir.

Sizin İçin SeçtiklerimizVikings: Free Online GameBu oyun can sıkıntısını sonsuza kadar bitiriyor!Vikings: Free Online GameDesert Order (Strateji Oyunu)Bir uçak seç ve bu Oyunu 2 Dakika oynaDesert Order (Strateji Oyunu)ABD Göç HizmetleriYeni hayatınızı Amerika'da başlatın!ABD Göç HizmetleriTaboola'danTaboola'dan cbcbd4964a04424797579c48218b8d6f

25 Kasım 2019 Pazartesi

Hamile olduğunu sandı ama doğurduğu şey şoke etti

Hamilelik testi pozitif çıkan kadın 8 hafta boyunca bebek beklediğini sandı ancak kanamayla hastaneye kaldırılınca nadir görülen hastalığı anlaşıldı.

Bir sabah mide bulantısıyla uyanan Alice Hall hamilelik testi yaptı. 20 yaşındaki kadın test pozitif çıkınca doktora gidip teyit ettirmeye karar verdi. Doktor, 4 haftalık hamile olduğunu söyleyince büyük bir şok yaşadı. Erkek arkadaşıyla sadece 9 aydır birlikte olan genç kadın, böyle bir şeyi aklının ucundan dahi geçirmiyordu. İkisi de çocuk sahibi olmak için çok genç olmalarına rağmen bu habere sevindiler.


Mirror'da yayınlanan habere göre büyük bir heyecan yaşayan ve hazırlıklar yapmaya başlayan çift, 8 hafta sonra Alice'in kanamasıyla sarsıldı. Acilen hastaneye giden çifte Alice'in düşük yaptığı söylendi. Ancak yaptığı test hala hamile olduğunu söylüyordu. Hormon seviyelerinde de büyük artış vardı. 1 hafta sonra tekrar sancıyla hastaneye koştu.


Doktorlar, rahminde bir şişme fark etti ancak hamileliğe hiç benzemiyordu. Uzmanlar bir türlü ne olduğunu çözemiyordu. Genç kadın eve geri dönüyor, sonra kanamayla hastaneye geliyordu. Hormon seviyeleri bir yükseliyor bir düşüyordu. Londra'da daha büyük bir hastaneye sevk edilen Alice'e gestasyonel trofoblastik neoplazi teşhisi konuldu. Yani Alice'in rahminde büyüyen bir bebek değil, bir tümördü. Yapılan testler sonucu tümörün kanserli olduğu anlaşıldı.


Oldukça nadir görülen hastalık İngiltere'de sadece iki hastane tarafından tedavi edilebiliyordu. Ancak rahmindeki fetüs büyüklüğündeki tümöre müdahale edemiyorlardı. Yakınında büyük bir damar vardı ve bıçak altına yattığında kan kaybından ölebilirdi. Kemoterapi almaya başlayan genç kadının tümörünün büyümesi engellendi. Bir sabah doğum sancısına benzer bir sancıyla uyandı. Doktorunu aradığında doktoru gerçekten doğum yaptığını söyledi. Hastaneye kaldırılan Alice 450 gram ağırlığında bir tümör doğurdu.  Duygu Bay / PembeNar


f14a8074c4e74284a1114080cf3752f0

Çocuğunuz arkadaş edinmekte zorlanıyorsa dikkat!

Sosyal iletişim bozukluğunun nedenlerinin tam olarak bilinmediğine vurgu yapan Özel Eğitim Öğretmeni ve Psikolog Mine Ağır, "Sosyal iletişim bozukluğu teşhisi erken yaşlarda konulabilmektedir. SCD teşhisi konulan çocuklar, sosyal ortamlarda nasıl bir iletişim gerçekleştirecekleri konusunda zorluk çekerler.

Social Communication Disorder(SCD), sosyal iletişimde yaşanan sorunları tanımlamak için kullanılmaktadır. Sosyal İletişim Bozukluğu(SCD) teşhisi konulan bireyler, sosyal ortamlarında iletişim sorunları yaşıyor ve toplumsal ilişkileri bozuluyor.

Sosyal iletişim bozukluğunun nedenlerinin tam olarak bilinmediğine vurgu yapan Özel Eğitim Öğretmeni ve Psikolog Mine Ağır, "Sosyal iletişim bozukluğu teşhisi erken yaşlarda konulabilmektedir. SCD teşhisi konulan çocuklar, sosyal ortamlarda nasıl bir iletişim gerçekleştirecekleri konusunda zorluk çekerler.

Bu çocuklar, basit bir selamlaşmada bile zorlanabilirler. SCD'li çocuklar, ses tonu ile aktarılmak istenen mesajı anlamada da problemler yaşarlar. Örneğin, birinin ciddi ya da alaycı konuşup konuşmadığını anlamakta zorlanırlar. Bu durum çocukların sosyal çevrelerinde arkadaş edinmelerinde de zorluklar yaşanmasına neden olur. SCD'li çocuklar, bu tür sosyal iletişim kurallarını anlamakta ve takip etmekte sorunlar yaşarlar." dedi.

"Çocuğunuz karşılıklı konuşma yapmakta zorluk çekiyorsa…"

Sosyal iletişim bozukluğu yaşayan çocukların kelimeleri aslında düzgün bir şekilde telaffuz edebileceğini belirten Özel Eğitim Öğretmeni ve Psikolog Mine Ağır, "SCD'li çocuklar konuşurken cümleleri tam olarak kurabilirler ancak karşılıklı konuşma yapmada, çoğu zaman çevrelerindeki başka kişilerle iletişim kurmakta, sosyal ipuçlarını takip etmekte ve dili uygun kullanmak gibi durumlarda zorlanmaktadırlar." şeklinde konuştu.

SCD'li çocuklarda gözlemlenen diğer sorunlar hakkında açıklamalarda bulunun Psikolog Mine Ağır, konuşmasını şu şekilde sürdürdü: " Sosyal iletişim bozukluğu yaşayan çocuklar, aile ve arkadaşları ile evde, okulda ya da herhangi bir ortamda etkin iletişim kurmakta zorlanırlar. Akranlarıyla ya da diğer bireylerle bilgi paylaşımı yapma konusunda birtakım güçlükler çekerler.

SCD'li çocuklar, bir konuşma sırasında söz sırasını beklemeyebilir ve O'nu dinleyen bireylerin yanlış anlaması karşısında bir açıklama yapmayabilirler. Sözel olan ya da olmayan iletişim ipuçlarını takip edemezler. Sosyal iletişim problemi yaşayan çocuklar, bir yetişkin ile konuşurken ses tonlarını ve hitap şekillerini ayarlamakta da problemlerle karşılaşırlar. Çıkarımda bulunma, benzetme veya mizah içeren konuşmaları anlamada akranlarına oranla zayıf kalabilirler. SCD'li çocuklar duyguları hakkında konuşmaktan kaçınır ya da karşıdakilerin duygularını net olarak anlayamazlar. Sonuç olarak; bu tür sosyal iletişim sorunu yaşayan çocuklarda sosyal etkileşime olan ilginin çok düşük seviyede olması kaçınılmazdır." dedi.

Otizm ve SCD karıştırılabiliyor!

Otizm ve Sosyal İletişim Bozukluğu'nun sıkça karıştırılabildiğine değinen Psikolog Ağır, otizmli bireylerde sık görülen, rutin ve ritüellere bağlı kalmak, bedensel anlamsız tekrarlayıcı davranışlar (stereotipi), belirli konular ile yoğun uğraş, sosyal iletişim için gerekli yeterli dil becerisinin ve göz temasının yetersizliği gibi bulguların SCD'li bireylerde görülmediğini vurguladı.

Hangi bulgular kesin teşhis için belirleyici

Sosyal iletişim bozukluğu tanısı için belirli tanı ölçütlerinin bulunması gerektiğine de değinen Ağır; 'çocuklarda görülebilen sözel ve sözel olmayan iletişim becerilerini kullanmada zorluk, iletişim becerilerinin az olması ve akranları ile etkileşime geçememesi gibi durumlar tanı için özellikle belirleyicidir' dedi. Ayrıca erken çocukluk yıllarında ortaya çıkan dil becerilerinin aktif kullanılamaması da tanı için yol gösterici bir etken olabilir' diye ekledi.

Sizin İçin SeçtiklerimizVikings: Free Online GameBu oyun can sıkıntısını sonsuza kadar bitiriyor!Vikings: Free Online GameQuasar İstanbulQuasar İstanbul'da Türk Lirasına 50 Ay Faizsiz Ödeme Fırsatını Kaçırmayın!Quasar İstanbulDesert Order (Strateji Oyunu)Bir uçak seç ve bu Oyunu 2 Dakika oynaDesert Order (Strateji Oyunu)Taboola'danTaboola'dan bc09326fe9b04636a4388ba5db22ab0e

Bebeklerin gelişme geriliğinde erken doğum riskli mi?

Bebeklerde gelişme geriliğinin rahim içi ölüme neden olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Cüneyt Genç, ''doğum zamanı normal zamandan daha erkene çekilebilir'' dedi.

Rahim içi gelişme geriliğinin anne karnındaki bebeğin gelişiminin standardın altında olması ile kendini gösterdiğini vurgulayan Dr. Genç, "Bebek boy, kilo ve vücut gelişimi bakımından ortalamadan düşük seviyede gelişim gösteriyorsa biz buna 'intra uterin gelişme geriliği' diyoruz.  Bu durumda bebeğin gelişimini doğru tamamlayamaması söz konusu olabilir. Göstergelerin iyi okunması bu açıdan yaşamsal önem taşıyor. Gelişme geriliği yakın takibe alınarak zorunlu hallerde doğum, normal zamanından erkene çekilebilir" diye konuştu. Rahim içi gelişme geriliği nedenleri,


Sigara gelişme geriliğinin en önemli nedenlerinden biri

Gebelik dönemlerinde anne adaylarının beslenmesine her zamankinden daha fazla dikkat etmesi gerekiyor.Uzmanlar, özellikle son 3 ayda bebeğin çok az kilo almasının vakanın en belirgin göstergelerinden biri olduğunu belirtti. Rahim içi gelişme geriliğinin birçok nedeni bulunmakta.İşte o nedenler,

- Anne adaylarının hipertansiyon ve diyabet hastası olması - Anne adaylarının sigara kullanıyor olması - Bazen de bebeklerde meydana gelen da kromozomal bozukluklar rahim içi gelişme geriliğine neden olabiliyor.


Bebeklerin rahimde gelişmediği nasıl anlaşılır?

Bu vakanın en büyük göstergelerinden bir tanesi, bebeğin son 3 ay içinde çok az kilo almış olmasıdır.Vaktinde tanı koyulması rahim içi ölümleri engellemede büyük etki sağlayacaktır.

Doğum erkene alınabilir

Rahim içi gelişme geriliğinin kesin bir tedavisi olmadığını söyleyen Dr. Genç,"Bu durumda doğum zamanı iyi ayarlanmalı. Vaktinde yani bebeğin rahim içinde büyümesi durduğunda, oksijenizasyonu azaldığında doğum yaptırılarak bebeğe zarar gelmesi önlenebilir.  Dr. Genç, bebeğinin gelişiminde sorun yaşayan anne adaylarına ise şu tavsiyelerde bulundu;

-  Bebek gelişiminde sorun yaşayan anneler genel olarak kendi sağlıklarına dikkat etmeli ve sağlıklı beslenmelidirler. - Sigara ve alkolü hayatlarından tamamen çıkartmaları gerekir. - Hızlı kilo alıp vermemelidirler. Kilo takibi yaparak, kalori alımlarını 2500 kalorinin üzerine çıkarmamalıdırlar. - İstirahatleri sırasında genellikle sol tarafa ağırlık vererek yatmalıdırlar. Bu durum,  bebeğe giden kan ve oksijen miktarını arttırmayı sağlayacaktır. - Sıvı tüketimine dikkat etmeliler.


Uygulayacağınız bu yöntemler, bebeğin rahim içinde kanlanmasını arttıracak, büyümeye bir miktar daha katkı sağlayarak anne rahminde bebek için biraz daha zaman kazanılmış olacaktır."


36b36cd84f414b8d9bb413b76df76b70

Çocuklarda diş gıcırdatma tedavisi nasıl yapılır?

Uzm. Dt. Hilal Sillelioğlu, çocuklarda diş gıcırdatmalarının nedenlerini ve yapılması gerekenleri anlattı.

Diş sıkma ve gıcırdatma (bruksizm), her yaşta ortaya çıkabilen genellikle uyku sırasında, dişleri bilinçsizce sıkarak yapılan bir eylemdir. Normal olmayan bu durum, oldukça rahatsız edici bir sesin duyulmasıyla ortaya çıkar. Genellikle bu alışkanlık, kişinin kendisi tarafından pek algılanmaz. Ancak aileler, çocukların uyku sırasında dişlerini gıcırdattığını rahatça fark edebilmektedir. Diş sıkma ve gıcırdatma alışkanlığı; gündüz saatlerinde, gece uykuda veya hem gece hem gündüz ortaya çıkabilmektedir.

Tedavi edilmezse kalıcı hasarlara neden olabilir!

Genellikle geceleri duyulan gıcırdatma ve tıklama sesleri, ağız içi yumuşak dokularda travmalar ve dişlerdeki hafif, orta ve ileri derecelerde aşınmalar, çocuklarda diş gıcırdatmanın belirtileridir. Diş gıcırdatmasının birçok sebebi olabilir. Bu durumda öncelikle, pedodonti uzmanına başvurulmalıdır. Gerekirse çocuk, doktor tarafından çocuk ve ergen psikolojisi uzmanına da sevk edilebilir. Uzun süren ciddi bruksizm vakalarında, laboratuvar şartlarında uykunun incelenmesi (polisomnografi) ile tanıya varılabilir. Eğer erken yaşlarda koruyucu tedaviler yapılmaz ise; henüz büyüme ve gelişmesi devam eden çocuklarda hem dişlerde hem de çene ekleminde kalıcı hasarlar oluşabilir. Diş sıkma ve gıcırdatma bebeklerde de görülebilir. Sebebi genellikle mide içeriğinin ağıza gelmesi (reflü), gaz sancısı gibi etkenlerdir.

"Çocukların ne derdi var ki diş gıcırdatsın" demeyin!

Çocuklarda ise, özellikle dişlerin değişme dönemlerinde, çok miktarda diş çürüğü oluştuğunda ve yapılmış olan dolgu gibi restorasyonların eskiyerek uyumunu kaybettiğinde ortaya çıkan dişsel nedenlerle; solunum ve sindirim sisteminin kronik rahatsızlıklarında veya hormonal bozukluklarda görülen sistemik sorunlarda; çocuğu strese sokan durumların (kardeşinin doğması, aile içi geçimsizlik, okul problemleri) varlığında oluşan psikolojik etkenler nedeniyle diş sıkma ve gıcırdatma görülebilir.

Diş sıkma ve gıcırdatma problemi; dişlerde aşınma ve çürüklere, uyku sorunlarına, özellikle de alt çene ekleminde aşınma ve kazanılmış yapı bozukluğuna neden olması sebebiyle çok önemlidir.

Tedavisi nasıl yapılır?

Çocuklardaki diş gıcırdatma tedavisinde öncelikle basit çözümler düşünülmelidir. Öncelikle, pedodonti uzmanı tarafından ağız içi muayene yapılmalı, diş gıcırdatma sıklığı ve şiddeti hakkında detaylı bilgi alınmalıdır. Daha sonra, eğer dişlerde aşırı aşınmalar varsa bu bölgelerin tedavisi yapılır. Ayrıca dişlerin kapanış ilişkisi kontrol edilerek bozukluk varsa bunlar basit aşındırmalarla dengelenir ve düzeltilir. Eğer bu düzeltmeler fayda etmiyorsa, dişleri korumak ve alışkanlığı bıraktırmak için basit, koruyucu ağız içi apareyler yapılarak sorun ortadan giderilmeye çalışılır. Bu arada çocukta yukarıda saydığımız bağırsak paraziti veya diğer sistemik faktörlerin varlığının olup olmadığı araştırılmalıdır.

458ba803fad4449fae5fef38135ebacb

Kırmızı erik tam bir sağlık deposu

Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Diyetisyen Aslıhan Altuntaş, kırmızı erik ve faydaları hakkında bilgi verdi.

Kırmızı erik hafif tatlı hafif ekşi mayhoş tadıyla lezzetli olmasının yanında vücuttaki pek çok hücrenin de yardımcısı konumundadır. 100 gram erikte ortalama 60 kalori vardır. Düşük kalorisi nedeniyle diyet yapanların kurtarıcısıdır. İçerdiği vitamin ve minerallerle sinir sistemini güçlendiren, kansızlığı azaltan, böbreklerin fonksiyonlarını destekleyen kırmızı erik ayrıca bağırsak dostudur.


Yaşlanma karşıtı

Kırmızı eriğin anti-aging etkisi vardır. Kırmızı erik içerdiği bu etki sayesinde yaşlanmaya savaş açmaktadır. Kırmızı eriğin içerdiği fitoflavonoidler ve vitaminler bağ doku yenilenmesi hızlandırmaktadır. Bu sebeple de kırmızı erik yaşlanmayı geciktirmektedir. Ayrıca bu sayede kilo verme süreçlerini desteklemektedir ve daha sıkı bir vücut için yardımcı olmaktadır.

Kırmızı erik diyet listesinde bir numarada olmalı

Kilo verme sürecinde vücut bir katabolizma sürecine sokulmaktadır. Yani vücut hem yıkılıp hem yeniden yapılmaktadır. Kırmızı erik vücudun yeniden yapılanması açısından çok iyi bir destekçidir. Özellikle de diyeti spor ile destekleyenlerde kırmızı eriğin etkisi çok fazla olmaktadır. Kırmızı erik lif açısından çok zengin olduğu ve kan şekerini düzenlemeye yardımcı olduğu için diyet listelerinde mutlaka bulundurulmalıdır.

Kansızlığı önleyebilir

Kırmızı erik tüketildiğinde, vücuttaki demirin emilimi daha kolay ve hızlı olmaktadır. Kırmızı erik sayesinde kırmızı kan hücrelerinin ihtiyaç duyduğu demir karşılanabilir böylece vücuttaki kan dolaşımı çok daha iyi olmakta ve kansızlık sorunu önlenebilir. Özellikle kırmızı et ve yumurta tüketimi sonrasında meyve olarak erik tercih edilerek demir biyoyararlılığı artırılabilir.

Bağırsak sağlığını koruyor

Kırmızı erik sindirim sistemini ve bağırsak sağlığını koruma özelliğine sahiptir. Ayrıca bu mayhoş meyve kabızlığı, şişkinliği ve gazı önler. İçinde bağırsakları çalıştırmaya yarayan maddeler bulunan kırmızı erik kabızlık sorunlarında mutlaka önerilir. Bunun yanında serbest radikallerle savaşma özelliğindeki kırmızı erik özellikle meme, bağırsak, pankreas, mide kanserlerinden korunmak için de yenilebilir.

Tok tutuyor

Kırmızı erik sade olmanın yanında hoşaf olarak da tüketilebilmektedir. Mayhoş bir tadı olduğu için hoşaf yaparken içine az bir miktar tatlandırıcı eklenebilir. Ancak hoşaf hali diyabet hastalarına önerilmez. Diyabet hastalarına eriği direkt meyve olarak tüketmeli. Lif oranı yüksek olan kırmızı erik tok tutucu özelliğe de sahiptir. Çiğ badem ya da çiğ fındıkla, uzmanın vereceği miktarda yenirse tokluk süreci uzamaktadır.

Kırmızı erikli sağlıklı tarifler

Kırmızı erikten hoşaf yapmak hem farklı bir seçenek oluşturmaktadır hem de faydalı olmaktadır. Kırmızı erik hoşafı yaz günlerinde serinletirken tarifi şöyledir:• Yarım kilo kırmızı erik• İki litre su• Bir tatlı kaşığı tatlandırıcı ya da vanilya• Karanfil ve tarçınErikleri küp küp doğrayarak, iki litre suyla kaynatın. Kaynadıktan sonra dilerseniz tatlandırıcı veya vanilya ekleyin. Kaynama bitince tarçın ve karanfil katın. Soğuduktan sonra tüketebilirsiniz.

ff87c21de6234352b127c3d84737e5aa

Sonbahar detoksu için 9 öneri

Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Dyt. Sinem Uygun, sağlıklı detoks için yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi.

Önce sağlığınızı koruyun sonra kilo verin

Kusursuz çalışan karaciğer, böbrek, bağırsak ve cilt vücudu toksinlerden korumak için ve detoks yapmak için aralıksız çalışmaktadır. Detoks zayıflamak için değil, çalışan bu mekanizmaya destek olmak için uygulanmalıdır. Tek bir besin ya da içeceği tüketerek detoks yapmak yerine, vücudun detoks sistemini destekleyecek küçük düzenlemelerle toksinlerden arınmak zamanla kilo vermeye yardımcı olmaktadır. Detoks adı altında satılan organik ya da bitkisel hiçbir ürün tek başına etkili olmayacağı gibi, kişinin sağlığını da tehdit etmektedir.

Yanlış detoks bağırsak sağlığınızdan edebilir

Bilinçsizce yapılan detokslarda genellikle, bağırsaklar gereğinden fazla hızlandırılmakta ve kişi ishal gibi sağlık problemleri ile karşılaşmaktadır. Bu uygulamalar bağırsak florasını bozarak faydalı bakterilerin ölmesine ve bağırsak geçirgenliğinin artmasına neden olabilmektedir. Bağışıklık sistemini bozacak bağırsakları boşaltmak veya hızlandıracak uygulamalar yerine bağırsaktaki faydalı bakterileri koruyup sayısını artırmaya çalışmak yeterli olmaktadır.

Bağırsak florasını korumak için:

• Lifli çiğ sebze ve meyve tüketerek bağırsaklardaki hareketlilik artırılmalıdır. Bu durum toksinlerin bağırsaklarda beklemesini ve geri emilmesini engellemektedir.

• Ev yapımı yoğurt, kefir, şalgam ve turşu iyi miktarda probiyotik alınmasına yardımcı olur. Ev yapımı sirke veya turşu suları da salatalara ilave edilebilir.

• Ispanak, roka, tere, dereotu, maydanoz gibi koyu yeşil yapraklı sebzelerin tüketimine özen gösterilmesi hem lif hem de kuvvetli bir antioksidan olan c vitamini alımını sağlayacaktır. Posası atılmamış sebze suları da ayrı görevi yapmaktadır.

Detoksta yağı eksik etmeyin

Diyetlerden yağı tamamen çıkarmak karaciğer detoksu açısından olumsuz etki yapmaktadır. Toksinlerin atılmasında önemli katkısı olan safra, bağırsağa yağ emilimi sırasında dökülmektedir. Beslenme düzeninden yağın tamamen çıkartılması hem yağda eriyen A,D,E,K vitaminlerinin emiliminde hem de karaciğerden toksin atılımında azalmaya yol açmaktadır. Yağsız yemekler yerine sağlıklı ve kaliteli yağlar ile pişirilen yemekler tercih edilmelidir.

Ev yapımı peynir altı suyunu deneyin

Karaciğer vücudun en büyük detoks merkezlerinden birisidir. Vücutta yağda eriyen toksinlerin böbreklerden idrar, bağırsaklardan dışkı halinde atılabilmesi için önce karaciğerde detoksifiye edilmesi gerekmektedir. Bu detoksifikasyon esnasında karaciğerin en çok kullandığı antioksidan sistein, glisin ve glutamin aminoasitlerinin bir araya gelerek oluşturduğu glutatyondur.

Vücutta glutatyon düzeylerini artırmak ve karaciğer detoksuna yardımcı olmak için:

1. Sistein içeriği yüksek olan ev yapımı peynir altı suyu sebze sularına ilave edilerek tüketilebilir.

2. Yeşil ve beyaz renkte olan sebzelerden sarımsak, soğan, brokoli, karnabahar, kuşkonmaz, lahana, Brüksel lahanası, gibi sülfürlü bileşikler içeren besinleri tüketmek karaciğer detoksuna ve DNA tamirine yardımcı olmak için önemlidir.

3. Havuç, balkabağı, kayısı, limon, nar, çilek gibi sarı, kırmızı ve turuncu renkte olan meyve ve sebzeler içerdikleri karotenoidler ve likopen ile hücre zarlarının yenilenmesine ve korunmasına katkı sağladıkları için mutlaka tüketilmelidir.

4. Meyveler ve sebzelerin rengi koyulaştıkça içerdikleri antioksidan miktarı arttığından özellikle, böğürtlen, kızılcık, yaban mersini, pancar, mor lahana, siyah üzüm, siyah kuru erik detoks sırasında tüketilmesi gerekmektedir. Mor ve mavi renkte olan meyve ve sebzeler yoğun olarak içerdikleri resveratrol ve fenolik bileşikler sayesinde karaciğer sağlığının korunmasında ve hücre yenilenmesinde etkilidir.

5. Baharatlardan zencefil, zerdeçal, kakule hücre yenilenmesi için önemlidir. Bağışıklık sistemini destekleyen bu baharatlar karaciğer detoksu için önemlidir.

6. Günlük su tüketimi böbreklerden toksin atmak için önemlidir. Sebze meyve koyup hazırlanan sular daha aromatik olacağı için su içemeyenlerin daha rahat içmelerini sağlayabilir.

7. Balık, keten tohumu, semizotu, ceviz gibi Omega 3 içeren besinleri tüketmek karaciğer detoksuna yardımcı olacaktır.

8. Doymamış yağ asitleri içeren, antioksidan değeri yüksek A C ve E vitaminlerinden zengin olması sebebiyle avokado tüketmek karaciğer detoksu için önemlidir.

9. Salatalara veya sebze sularına zeytinyağı eklenmelidir.

85a8a31372ba4b16a7ee12217ce15a38

24 Kasım 2019 Pazar

Hayatınızı kolaylaştırabilecek basit hileler

Hayatınızın her döneminde yaşayacağınız acil durum zamanları olacaktır. Herhangi bir acil durumla karşılaştığınızda paniklemek yerine uygulayabileceğiniz ufak hileler bulunuyor...

Kutu içecekleri 'oltaya' dönüştürebilirsiniz

Kutunun üstündeki açma kısmını çıkarıp bıçak yardımıyla kanca şekline getirin. Ardından diş ipi ve iplik parçasını kutuya bağlayın. Kutunun denizde ağır olabilmesi için kutuya ağır bir cisim bağlamalısınız.

Soğuktan kolayca korunabilirsiniz

Soğuk havalarda, özellikle rüzgarlı havalarda cildimiz sert rüzgara maruz kalır. Bu sıkıntıyı bir bebek yağıyla çözebilirsiniz. Bebek yağı, soğuk havalarda ince bir koruma tabakası oluşturur ve donmaların önlenmesini sağlar.

Araba kilidini açmak için pipet kullanın

Arabanızın anahtar deliğine pipeti yerleştirip üflediğinizde, nefesinizden çıkan hava, kilidi ısıtacaktır. Böylece arabanın kilidini rahatça açabilirsiniz.

Bir çömlek ve mum ile odayı ısıtabilirsiniz

Odanızın ısınmasında zorluk çekiyorsanız mumlarınızı hazırlayıp çömlekleri etrafına koyabilirsiniz. Bu yöntemle odanızı kolayca ısıtabilirsiniz.

Küçük kesikleri nemlendirici ile tedavi edebilirsiniz

Nemlendiricinin mumsu yapısı küçük kesiklerin kanamasını önleyebilir. Bunun yanı sıra böcek ısırıkları ve döküntüleri de tedavi edebilirsiniz. Bu yöntem, cildinizi kir ve bakterilerden koruyabilir.

3e1e70c2cff84c3f9fc358cbb54fd9f3

"Uygarlığın Tuğlası Arifiye Köy Enstitüsü" raflarda yerini aldı

Arifiye İlköğretmen Okulu'nda eğitim almış Karabey Aydoğan'ın hazırladığı Uygarlığın Tuğlası Arifiye Köy Enstitüsü adlı eser Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları etiketiyle raflarda yerini aldı.

Eser, 1937 yılında, Kocaeli'nin Arifiye köyünde kurulan Köy Eğitmenleri Kursu ile ilk tohumları atılan ve 1940 yılında hayata geçirilen Arifiye Köy Enstitüsü'nün tıpkı diğer enstitüler gibi işe ve üretime dayalı, bilim-sanat merkezli, bir bütün olarak birey yetiştirme hedeflerini mercek altına alıyor.

Kitap, farklı topraklardan, kültürlerden kendi gelenekleri, mirasları, yaşama alışkanlıklarıyla gelen öğrencilerin burada edindikleri teorik bilgilerin yanı sıra azımsanmayacak düzeyde bir "hayat bilgisi" edindiği bu köklü kurumun tarihine ışık tutuyor.

Eser, başta enstitünün kurucu müdürü Süleyman Edip Balkır olmak üzere, Arifiye'de görev almış, eğitimini burada tamamlamış, ziyaret ya da başka amaçlarla burada bulunmuş pek çok kişinin gerek yazılı gerek sözlü beyanlarından ve çeşitli kaynaklardan yararlanarak geniş bir tablo çiziyor. Kuruluş aşamasından enstitülerin kapatıldığı döneme kadar olan süreci uzun yıllar süren bir araştırmaya, yazılı belgelere ve zengin bir görsel arşive dayanarak inceliyor. Köy enstitüleri projesinin önemine bir kez daha vurgu yaparken, Arifiye özelinde eğitim tarihine ciddi bir katkıda bulunuyor.

Karabey Aydoğan 1957 yılında Zara Taşgöze köyünde doğdu. Arifiye İlköğretmen Okulu'nu (1975) ve Şişli Siyasal Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü'nü (1979) bitirdi. Dostlar Korosu'nda El Kapıları, Sahabanın Sahibi Var ve Semahlar adlı üç uzunçalarda türkü söyledi. Bursa'nın Kirazlı ve Mustafa Kemal Paşa, Demirdere köylerinde sekiz yıl öğretmenlik yaptı. Çeşitli kuruluşlarda yöneticilik yaptı. Karabey Aydoğan eğitim, köy enstitüleri ve müzik alanlarında araştırmalarını sürdürmektedir. Yayınlanmış çalışmaları: Ruhi Su Türküleri, Kent Orkestrası ve Belediye Bandosu, Bandolar için Marşlar (ortaklaşa 8 cilt), Bir Köy Sağlık Memurunun Anıları (ortak), Âşık Sefil Mustafa, Arifiye Köy Eğitmenleri Tarihi.

ede984e41fcf44e8a492bab528ea8d9a

20'li yaşlarda cilt bakımı nasıl olmalı?

İlerleyen yaşlarda ciddi cilt problemleriyle karşılaşmak istemiyorsanız cildinize gençken iyi bakmanız gerekiyor. Birçok faktörün rol oynadığı cilt bakımınıza 20'li yaşlarınızda dikkat ederseniz ileriki yaşlarda daha pürüzsüz ve genç bir cilde sahip olabilirsiniz.

Eda Özdemir - PembeNar Özel

20'li yaşlar özgür kullanıma henüz eriştiğimiz ve aslında en çok cilt bakımı, makyaj hataları ve denemelerini yaptığımız için cilt bakımı açısından oldukça riskli yıllar haline gelebilir. Bu neden ile cilt bakım rutinimizi bu yaşlardan itibaren oluşturmak cildimiz için oldukça önemli.

Cilt temizliği

Derinlemesine temizlik bu dönemde cilt bakım rutininizin olmazsa olmazı. Cilt problemleri yaşamamak ve akne oluşumunu engellemek ancak düzgün bir temizlik ile elde edilebilir.

Nemlendirici kullanın

Kendi cilt tipinize göre bir nemlendirici edinin. Tüm ciltler dönemsel ve ihtiyaçlarına bağlı olarak kuruluk gösterebilir. Yani karma veya yağlı cilde sahip olmanız yüzünüzün kurumayacağı anlamına gelmez. Cilt tipinize uygun bir nemlendirici ile yüzünüzü nemlendirmek yüzünüzde oluşacak kırışıklıkların önüne geçmenizi sağlar.

Göz kremi

20'li yaşlarda göz kremi kullanmak ileri ki yaşlar için iyi bir altyapı oluşturur. Yüzünüze gözaltı kapatıcısı, concealer gibi ürünler uyguluyorsanız, göz çevresi bakımını ihmal etmemeniz gerekir.

Güneşten korunun

Yılın hangi dönemi olduğu ya da yaşınızın kaç olduğu önemli değil; güneşin zararlı ışınlarından korunmak için mutlaka SPF içeren güneşten koruma faktörlü ürünler kullanarak kırışıklık ve lekelere karşı yüzünüzü koruma altına alın.

ae645d19cbcc46a2a977bf46c66f0643

Güzellik rutininizde asla yapmamanız gereken hatalar

Her gün düzenli bir şekilde yaptığınız güzellik rutininizde yanlışlar yapabilir kendinizi daha yaşlı veya yorgun gösterebilirsiniz. Peki, güzellik rutininizde dikkat etmeniz gereken ve asla yapmamanız gereken hatalar nelerdir? İşte o hatalar...

Çok fazla makyaj yapmayın

Çok fazla makyaj yapmak bizi olduğumuzdan 5 yaş büyük gösterir. Rimel, göz kalemi ve farı aynı anda kullanmanız, bir de üzerine koyu renkte bir ruj sürmeniz sizin için sakıncalı olabilir. Bunun için nude tonlarda ilerlemeniz sizin için daha iyi olacaktır.

Saçlarınızı toplamak yerine hafif dalgalar kullanın

Yüz hatlarınız gerileceği şeklinde bir at kuyruğu yapmanız sizi abartılı gösterebilir. Bu sebepler, saçlarınızı doğal dalgalı haliyle kullanmak  yüzünüzü daima daha güzel gösterecektir. Yüz hatlarınız ister köşeli ister oval olsun veya yüzünüz daha kare olsun, yumuşak dalgalar daima her kadına ona has bir güzellik verir.

Allık sürerken dikkatli olun

Ruj veya allık güzellik rutinimizin önemli ayaklarındandır. Ancak yanlış uygulamalarla pembe yanaklı oyuncak bebek görüntüsü verebiliriz. Ayrıca bronzlaştırıcı allıkların da doğru uygulanmadığı takdirde, suni görünümlü fark edilir "lekelere" yol açtığını da unutmayın.

Taraklarınızı ve fırçalarınızı yıkayın

Cildinizle temas eden her şey düzgün hijyen için düzenli olarak yıkankıp dezenfekte edilerek, bakterilerin birikmesi önlenir. Saç fırçaları ve tarakların üzerinde kepekten yağa kadar her şey bi

Kozmetik ürünlerinin son kullanma tarihine önem verin

Bazen kompakt allıklar gibi kozmetik ürünlerinin son kullanma tarihleri olduğunu dahi aklımıza getirmeyiz. Ayrıca bu ürünleri gözlerimize, cildimize ve dudaklarımıza sürdüğümüz için ciddi alerjik reaksiyonlara sebep olarak sağlığımız için ciddi bir risk teşkil edebilirler.

0c7776b2a5a74848b304296c77d6f089